21 Kasım 2010 Pazar

Türkiye Mizahçılar Oturbüsündeki karikaTÜRlerimiz.

Bir güzel gün başlamıştı yada güzel güzel bitmekte idi İstanbul'da minibüse yada otobüse yada toplu taşıma araçlarından herhangi birine binene kadar..Hergün binlerce insanın ecüş bücüş balıksal kılıkta istifsel seyahatgahları sırasında garipsel olaylar zincirini satırlara döküp yüzlerce halkayı birbirine ekleyebilirdik..malzememiz boldu elbette ama yaklaşık her seyahatte başımıza gelen bi kaç detaya doğru sizlerin dikkatlarini çekmek isterim..hep beni mi bulur böyleleri yada neden beni bulur böyleleri sorularına gelen cevaplarım aynı noktaya çıkan farklı şekilde söyleyişten ibaret bi kaç cümleden başkası olmuyor..

'senin kısmetsizliğin Elif,kader işte napıcaksın,bunlarda da hayır arıyacaksın,kör talih katlanıcaksın'

neden otobüste yada minibüste,midibüste,milimüstte,traleybüste,vb.büslü versiyonlarda benim yanıma hiç banyo yapmadan yaşıyormuşcasına başarı göstermiş kişilikte kimseler oturuverir?
Terle yıkanan kesim susuzlukta tasarruf mevduatında mı idi?

Yanıma istisnasız nefes kokusu kantarı bile yıkıp geçmiş ağırlıkta belki takma dişlerinden kaynaklı ağzı kapalı iken bile ağız kokusunu kulak deliklerinden otobüs atmosferine yayıveren,sürdüğü hacı kokusu ile ağız kokusunu güzel bir karışım eylemiş ama ağzını hacı kokusundan mahrum bırakmış takdir toplayan görmüş geçirmiş bastonlu dedelerimiz oturuverir..ki bunların kibar olanları bu çağda hala bez mendil kullanabilmektedir.terinide,afedersiniz başka tabiri yok balgamını da,sümüğünü de o bezde sentezleyip ayak üstü patlayabilecek tehlikeli kimyevi atık deneyi yapan,temizlikten ödün vermiyen ama benim kendilerine 'temizlik imandandır,sende bunu gayet iyi bilirsin hacı amca' ibareli ödülü vereceğim kimselerdir.dedelerin diğer kısmı ise işaret parmağını yolda yürürken burnuna götürüp hünkürt yöntemi ile rekorsal deneyimler edinen giness heveslilerdir.ki bunların boğazlarında öyle bir öksürük demeti saklıdır ki gafletle öksürdüğünde adamın içinden bir müddet başka göllerde saklanmış,izi yitirilmiş van gölü canavarının fışkırıp kükrediğini sanırız.bu olay sağlıkla iniltili olduğundan fazla bişey söylemiyor 'giness' kelimesinin ES'i ile derin bi ara veriyoruz..
ikinci yanıma oturmaktan vazgeçmiyen kesim, boş zamanlarında bolca kulak memesi kıvamı hangi ölçüt olur alanında ihtisas yapmış,hamur işini hammurabi kanunları ile yalamış yutmuş,basmada fistanlarıyla kendi ördüğü hırkasını yaz günü kombine etmiş,yeniden vurgulamak gerekmekte 'yaz günü!' olsa dahi ebruli sanatıyla çamur sanatını eteğinde boy ölçüştürebilecek kadar sanatsal çizgide başarı saklamış teyzelerimiz..Ellerinde her parmaklarına denk düşen fışırtısı bol poşetleri hakimdir.ortama girdikleri gibi meraklı gözlerle tıklım tıklım olan yerde dahi boş yer bakınırlar..sora bir gence 'ben yaşlıyım evladım,bak arabaya benim gibi yaşlı biri bindi,hadi bana yer vermen lazım' manalı vicdanen rahatsız edici bakışı atarlar..ki 'bana yer ver' cümlesini sesli de kurabilir biraz daha illetlik getiren versiyonları. elbette günün yorgunluğunda yada miskinliğinde yaşlılara yer vermeyi pek görev bilmeyen kafasını cama çevirmiş gençlik dahi bazen bu teyzeler tarafından dürtümlerle dikkat kesilinmeye çabalanır..son durak,ilk durak;kalan zaman,bulunan mekan hiç farketmez arka koltuğu beşlemek bu zehir akıllı teyzelerimizin fikirlerindendir.biraz tombik yada baya bi tombalak oldukları için 'kay evladım,biz hepimiz zayıfız zaten,5 kişi de otururuz' sloganıyla geldikleri anda eklemlerimizin baş kaldırma anını saptamaya çalışırız acaba ineceğim durağa kadar isyan etmemeyi başaracaklar mı? diye düşünürken bir yandan da matematiksel hafıza teknikleri ile beynimizi genleşirken buluruz.şimdi bu teyze normal bir bayanın 2 yada 3 katı versiyonu olduğuna göre bir yada iki kişi de poşetlerini sayarsak yani biz arka koltuğu kaçlamış olduk şimdi? hesaplarından boğulduğumuz an bu muhasebe defterini kapatıp yardımseverik damarımızı kabartmayı kendimize menfaat biliriz..'neyse teyze,siz rahat rahat oturun,ben ayağa kalkıyım en iyisi'..deyiveririz..teyzede;'Allah aşkına evladım,ölümü gör,seni rahatsız ettim otur!' demeyip fırsattan istifade yayılım ünitesine geçecektir.Ayakta iken araziyide sattık ama ortada menfaat namına hiç payımız yok şanssızmıyım,kadersizmiyim,enayi miyim ? derken gözümüze yeni biri takılacak ve yeni olaylara yelkeni açacağızdır.cam kenarındaki ojeli kız.birazdan ona camı açabilir misiniz?sorusunu soracağız..biliyorum ki herkes hevesle birileri bu soruyu sorsun diye beklemekte.işte bu kadar milletin kurtaracısı ben olacağım..sorumuzu sorduk ve ojeli bayan faaliyete geçti.iki parmakcığıyla narin hareketlerle camı itelemeyi dener.nerede ise bir parmağı iter iken dört parmağı aksi yönde diretmektedir.fizik kanunlarını altüst edebilirse küçük güç büyük gücü yendiğinde camı açma başarısını gösterecekti ama ileriki yıllarda fiziğe saçma sapan yeni müfredatlar icat etmemiş olayım hadi diye kanunları altüst etmekten vazgeçmiş haliyle 'malesef cam açılmıyor'adlı başarısızlık kokan cümleyi bize sarfetmiştir ama arkasında benimle beraber daralmış,takım elbiseli bey benim sorumun akabinde gelen hareketliliği gözüne kestirip cama arkadan el atıp hemencecik işte bu erkek kuvvetidir,fiziğim de kimyam da bayan kısmısından iyidir kanıtını yaparcasına camı açıverip beni sevindirecektir.ojeli kız; aman Allahım rezil rüsva oldum fönlü saçlarım rüzgarda uçuşup rujuma yapışıp tipimi kaydırmasın diye cama açılmıyormuş süsü verdim ama planım anlaşıldı diye utançla elleri ile yüzünü kapar iken bir yandan yanan kırmızı rengine dikkat çekiyordu.kırmızı malum uyarı rengi idi ondan uzak durmamız gerektiğini basbas beyan ediyordu belli ki.çünkü aç karnına helede sabah sabah bu tür bir bayanla karşılaşmak demek midemizi delen çivinin kaynağını bulmamız demekti.çünkü bu bayan sabah akşam ucuz bir parfüm fıçısında konaklardı..burnumuzun direğinin telindeki kuşlar çoktan göç ederken bu direğin kurtuluşu bu direğe bir mandal takmaktır şeklindeki ötümlerini sergiliyorlardı.


Neyse artık rahatlamış bir vaziyette serin serin rüzgar yüzüme üfülderken bir çocuklu anne çocuğa çok fazla rüzgar geliyor,zature olmasın mazallah şeklindeki ikazı ile ojeli kızı sevindirip camı kapama darbesini kafamıza indirivermişti..

Arkada zoraki de olsa yer vermem hasabiyle beni sempati edinmiş teyze;'1 tane uzatır mısın evladım?' şeklindeki cümlesiyle para uzatma gibi ulvi görevini de mavi gömlekli muavin ELİF'e yüklemiş olur.kimileri olamaz hemi de bir sürü çil çil bozuk para şimdi tutamam da,yere de dökülür bunlar bu kalabalıkta düşen parayı da bulamam,benden isterler misterler en iyisi dokunmiyim hiç,duymazdan görmezden geliyim paranoyalarıyla uzatılan paraları kale almama şıkkını seçerler..mesela köşedeki müzik dinleyen,cool takılan,yakışıklı çocuk.. onun için minübüs deryasında dönen paraların da hatta minübüse binen bakımlı güzel kızların bile önemi yoktu ..hayat belirtisine rastlanmayan bu kişinin ikamet bölgesi hiç kimsenin dokunmayacağı,özlenen sakin yolculuğun sessizce içine kapanık vaziyette sürdürüleceği içimin gittiği mevki idi.camdan baka baka seyreden bu şahsiyete bakar iken gözleri üzerime dikilmiş 'kıroyum hemde alnımda yazar 'adlı bir diğer şahsiyet dikkatimi cezbeyler malesef ki..'keşke arkadan uzatılan parayı direk bana uzatsa da azıcıkta olsa muhattap olabilme şansını yakalasam' düşüncesi ile elimdeki paraya herkesten evvel atlıyacak üsluptadır.o taht koltuğunun hemen yanında vezir görevi yapmaktadır.şoföre göre ters bi adamdır,oturanarla da yüzgözdür !!oturuş yönünden!! hasep ile..paraların yanında yolculuk boyunca konaçlıcak şahsiyet hemen otoriter bir rejimin ön ayak bekçisi kesilmiştir..!abla sen ver o parayı,ben sana şu kadar veriyim .basamaktan yukarı çıkalım.. abi devam..ağır ol!'...şeklindeki minübüsçülüğe lügatsal manada sadık kalan lisanı ile hemen ortama ayak uydurabilme gayretindeki insan işte..

Ve sonunda yanımdaki koltuktan bir bayan inmiştir 'hele şükür yarabbim ayağıma karasular indiydi yoksa eteğimde ziller mi çaldıydı,hangi atasözü buraya gider bilmiyom ama sana şükürler olsun bana koltuk gönderttin diye şükür aksesuarı ile donanırken benle birlikte yanımdaki orta yaşlı dinamik adamda da oturmak için pek hevessel hareketler sezegelmiştim.o an sen mi,ben mi?kim oturacak karmaşasıyla cebelleşirken sanki bana kalkmışta yer veren oymuş gibi 'buyrun' kelimesini kullanacaktır..bende madem çok heves ettin,içinden beddua falan haykırma yok yere,içinde kalmasın,otur da hayrını gör' diye sayıklarken sözde pek kibar beyfendiye sözde kibar (gerçi ben özdede kibar:P)'yok yok siz buyrun' cümlesini kurmak mecburiyetinde olacaktım..nitekim son uzlaşmamız ben bayanım elbetteki bana öncelik olacaktı hem fikrinde oluvermişti..

Lakin oda ne?yanına oturduğum şahsiyet yorgun,uyuyan bir kişilik değil mi?kafası üzerime ha düştü ha düşecek ha düşüyor köşeye de geçtim,adamı dürtmeden inememde,uykudan uyanınca ejderha ateşini ağzından etrafa yayacak derecede sinirli olanlardan mıdır acep,kendimi kapana kısılmış fare gibi hisseder oldum,hissiyatlarını üstüme üstüme salan günün yorgun işçisi..bende ona bakıp uyuyabilirdim elbette gözlerim hemencecik kapanmaya meğilli idi.muhtamelen yine tansiyonum düşmüştü çünkü zaten tansiyonum oldum olası hep düşüktü...uyuyabilirdim ama arkamda ki annesinin kucağında kimi zaman ciyak ciyak ağlayan her durakta hatta ilk duraktan itibaren bile 'az kaldı oğlum şimdi inecez,al şu bisküviyi,kırıntıları yerlere döke saça ye,yeter ki sus! şamarının yapıştırılacağı anı yaklaşmış velet; arkamdan başörtümü çekip eğlenirken ortada dımdızlak kalacam rezaletin divalığında taçlanacam dinamizmiyle başörtümü kollamaya çabalayan ve mecburen arkaya mümkünatınca dayanmadan kamburimsi makamda giden ben bisküvi yiyen çocuğun az sonra kusmaması için dua ediyordum..anneden yapma evladım ablaya dokunma cümlesini hasretle bekler iken içimden şeytansı birşey arkaya dönüp 'hanıme'FENDİ' bu marka size yakışıyor mu? çocuğunuza mukayyet olun,elimden bi kaza çıkacak,kaza bana bu kadar geliyorum diyorsa ve normalde kazalar geliyorum demiyorsa,elimden kaza çıkacağını biliyorsam bu kaza,kaza sayılır mı yoksa soradan kaza etsek kaza olduğu için kazalığı kabul olabilir mi?cümlesini yada ona benzer karmaşıklıkta saçmaca saldırılar sıralamam gerektiğini söylüyordu fakat iyi niyetli melekse az daha sabir,saiki,saüç..ha gayret şeklinde antibağırım faktörünü devreye geçiriyordu..burnu akmış ama silinmemiş,çikolata yemiş ağzı batmış ama silinmemiş,çocuk belli ki inşaat kumlarının içinde dalma,çıkma,batma tekniklerinin pir-i üstadı oluvermiş üstü toz toprak içinde ama silkelenmemiş..yani özetle her türlü lekeden eser olan çocuğa biri kaza ile kosla sıvı oksieyşın deneyi yapsa çok sevinecem demek ki bu annemiz A.F.(ANECİLİK FAKÜLTESİ)-ilgisiz anneler bölümünden mezun olmuş bir annemizdi..teşhisi koymuştum haliyle böyle bi annenin tam techizatlı donanım ürünlere vakıf olmayacağından kelli çocuğun kusacağı bir torbayı bile yanına yaren seçmediğine dair kalıbımı basardım.benim elimde bu zor ana karşı bir torba vardı ama bende laf olsun torba dolsun diye bu yazıyı yazarken talihsizce poşeti dolduruvermiştim..

Mekana son binen insaniyet bile 'görmüyor musun bee (şoföre ithafen)tıklım tıklım olduk hala yolcu alıyorsun'kavgalarını yapacak kadar yüzü bulurken akın akın gelen yolcuların isyanıyla kapı kapanmıştı..otobüsün merdiveninde dizişen insancıkların kiminin hala !aa bu biletli değil mi,akbil geçer mi,akbilim mi bitmiş inanmiiommm,daha yeni doldurdumdu halbuksa hayret valla,bu kutu akbilimi yiyo sizi belediyeye şikayet etcem arkadan akbil uzattım akbilim geri gelmedi akbilimi kim çaldı?! gibi kargaşasal cümlelerle tüğleri diken diken edip beynimi yiyiorlardı..kapanan kapı sesi ile yanımdaki işçi nihayet uyanıvermişti..ama malesefki ineceği durağı 1,2,3,30,40 durak falan geçmişti..düğmeye basmıştı ama kapı açılmamıştı çünkü kapı zaten yeni kapanmıştı..otobüs harekete geçerken büyük ihtimalle hop hop,şşşş,orta kapı orta kapıı,incek varr bağrınımları ile inme çabalarında idi bizede az daha bu çabalarından ötürü inme geçirtecekti..

Bu defa yanı artık boşalan ben 'ohhhh,az sonrada zaten ineceğim artık koridor tarafındaki koltuğa transfer olabilirim rahatlığı ile cam kenarına oturacak diğer otobüszadeyi fare kapanı lanse ettiğim öbür tarafa atıvermiştim..ben birazdan ineceğim siz geçin ünlemi ile!otobüszade diyorum çünkü o kazazededen bozma kelime bizlerin yolculuğu sırasında bize yakışan en güzel kelime oluyordu..bu defa yanıma her ay büyük olaSIKSIKla bolca ziyarete gittiği yüksek ihtimallerle bezenmiş mc donald's palyoçosunu çocukluktan beri hayret ki sempatik bulmuş,fast food müdavimi..yanımda beliren kişi kalorisi ile gözlerimi doldurduryordu az daha ağlıcaktım ağlamıyım diye bir diğer yakın fiili seçiyordum..kalorisi ile göz dolduruyordu..bütün koltuğu da dolduruvermişti..dev cüsseli,eli kolu bol kıyafetlerinin içinde seçilmeyen genç o xxxxxxxxx large kıyafetlerinin içinde kaybolmayı becerebilecek bir david coperfield hilesine sahipti.birde üstelik rapçimidir nedir,pek bi freeSİTayleee..ben coolum oturuşumdan bellidir bacağımı açabildiğim kadar açarım,yayıla yayıla otururum havamı da atarım üslubuyla benim bit kadar arazide seyahat etmeme neden oluyordu..araya siyasi sınırımızı belli edecek kırmızı hat,hudud çeksem 'ben renk körüyüm ki' anlayışsızlığıyla karşımda sırıtacak pişkinlikte idi..'heyy efendi efendi sizde de ne mabet varmış?' diye söylemeyi tasarlasam da bu iyi melek işini iyi yapıyor diye ona ödül olaraktan bu iyiliği de defterime yazmasına vesile olmuştum..ağzımı bu ortamda açsam soluyacağım karbon(X2 dio)oksitten eve az adım kala nalları dikmiyim endişesinle az daha sabrettim..

ve durağıma gelmiş olmanın sevinci ile sonunda ayağa kalkmışımdır..o kıro hala bana mı bakıyordu peki?gözlerimi ovuyordum ama malesef ki evet.ov kine ov!bu karikatür adam gözümün önünden gitmiyordu..işte bu benim talihimdi..taşıtta bulunan en kıro yolcu ile aynı durakta yada çok yakın duraklarda inmek zorunda olmak ve göz seyrinden onları bir an önce mahrum edememe zaruriyetine boyun eğmenin de zaruriyetini yaşamam vede taşıtın en yakışıklısının da mümkünatınca hemen ilk durakta taşıttan inip göz seyrinden beni mahrum etme gerçeklikleri..düğmeye uzanamıyorum keşke dedektif gedçıtçıtçetene de misali kollarım uzasa da kimseden yardım dilenmeden kendi düğmeme kendim bassabilsem diye boşboş düşünürken düğmeye basar mısınız kibarlığını da o kıroya yapmak zorunda kalıverirdim çoğu zaman..

ve kapı açılıp indiğimde oh bee! dedirten istanbulumun karbon karışık az da olsa oksijenli havasını ciğerlerime kavuşturduğum da bir yolculuktan sonra alınan bir nefesin bile herşeye değer olduğunu anlamakta herşeye değerdi,denen felsefesini yapabilmek bile herşeye değerdi derken bu cümleyi daha uzatmaya ve bitirmemeye bile değerdi..istanbulda taşıttan inebilmekte bir şükür sebebimizdi..bekleyenlere vardığımızda varılan yerde sarılan kucaklara büyük bir günde saklanmış değeri yeniden algılayabilmekti bu kelimesel süzgeçlerimden arta kalan..kısaca şu uzun yazı ile ilgisi az şu cümleyle bitiriyim bu yazı yolculuğumu...kısa yollar almakta bazen uzun yollar almaktır..

yazar; eve varan saadE.T. 13 EYLÜL 2007


[msn spaceler yazılarımı harcamasın diye uzun ve eski yazılar bile bu toplama kampına bi müddet aktarılmaya başlanmıştır.]

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder